Kubbeler, tarihi binalarda bulunan en cesur mimari özellikler arasında yer alır. Yüzyıllar boyunca mühendislik ve mimari özellikleri taçlandırmak için kullanılan kubbeler, dünya üzerindeki en güzel ve büyüleyici binaları süsler.
Kubbeler, Roma döneminden günümüze kadar yalnızca pratik çatı kaplamaları olarak kullanılmakla kalmamış, aynı zamanda güç sembolü olarak da hizmet vermişlerdir. Bu binalar, tipik olarak bulundukları çevreden bir kule gibi yükselir ve şehrin ufuk hattına egemenlik kurar. Tarih boyunca kubbeler, manevi bir önem de kazanmışlardır. Kubbelerin iç kısmının yarattığı ek yükseklik, birçok dini yapıda göze çarpmaktadır. Bu binaların arasında, İngiltere'nin manevi başkenti sayılan Londra'daki St. Paul Katedrali de bulunmaktadır.
Hindistan'dan Roma'ya, dünyanın en tanınmış kubbelerini inceledik ve bu yapıların neden ve nasıl inşa edildikleri keşfetmekle kalmayıp, sahip oldukları sembolizmin ne anlama geldiğini de araştırdık.
Pantheon, Roma
M.S. 118 ve 128 yılları arasında İmparator Hadrian tarafından inşa ettirilen Patheon, Roma'da bulunur ve belki de dünyadaki en ünlü kubbeli binalardan biridir. Yaklaşık iki bin yıldır ayakta kalan bina, Roma'da bulunan Romalılara ait anıtlar içerisinde en iyi şekilde korunmuş olandır. Aslında bir pagan tapınağı olarak inşa edilen Pantheon, 609 yılında bir Katolik Kilisesine dönüştürülmüştür. Bu yapı, Romalıların zekâsını ve inşa becerisini gösterir. Kubbenin genişliği 43.2 metredir; üzerinde ise çapı 9 metre olan daire şeklinde açık bir gözpencere bulunur. Modern zamanlardan önce dünya üzerindeki en büyük beton yapı olan kubbe, yukarıya çıkıldıkça daha hafif ve daha kompakt olan sağlam beton bloklardan yapılmıştır. Pantheon, mimari bir başyapıttır. Bu yapının sırrı, dış duvarlarının 6 metre kalınlıkta olması ve bu duvarların, kubbeye verilmesi gereken kemer desteği ihtiyacını karşılayan devasa destekler olarak görev yapmasıdır.
Kubbet-üs Sahra
İsrail'de bulunan ve tüm İslam dünyası için en dini yerlerden biri olan Kubbet-üs Sahra, dünyada bulunan en etkileyici kubbeli binalarda biridir. 685-691 yılları arasında Caliph Abd al-Malik ibn Marwan tarafından inşa edilen Müslümanlara ait olan bu mabet, bir taçlandırma başarısı örneği olan parlak, altından kubbesiyle Kudüs'te birçok noktadan görülebilir. Ancak, kubbe aslında altından yapılmış olsa da, zaman içerisinde birçok defa değiştirilmiştir. Önce alüminyum bir kubbe kullanılmıştır; bugün ise kubbe bakırdan yapılmıştır ve üzerinde altın varak bulunmaktadır. Kubbet-üs Sahra'nın İslam mimarisinin ilk başyapıtı olduğu kabul edilmektedir.
Floransa Katedrali
Floransa'nın ufuk hattında egemenlik kuran Duomo ya da Floransa Katedrali, İtalyan Rönesans mimarisinin görkemli bir örneğidir. Yapı, Floransalı bir kuyumcu ve mimar olan Filippo Brunelleschi'nin parlak bir buluşudur. Duomo'nun kubbesi iki katmandan oluşur. İç kubbe çapı genişletmek, dış kabuk yapısı ise dekoratif bir etki yaratmak ve kötü hava koşullarına karşı koruyucu bir katman görevi gerçekleştirmek içindir. Muhteşem kubbe yapısı, kubbenin alt kısmından üst kısmına doğru derinliği gittikçe azalan 24 adet taş 'kemer kaburgası' ile desteklenir. Roma'daki Pantheon'u geçerek dünyadaki en büyük kubbeli yapı olan bu yapı ile Brunelleschi, taştan kubbeler oluşturmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Brunelleschi, Floransa'nın hükümdarlarından binanın inşasına başlamak için tasarımının etkililiğini ispatlamak zorunda kalmış ve kubbenin tuğladan yapılmış 1:12 oranında bir modelini yapmıştır.
Tac Mahal
Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Tac Mahal, Hindistan'ın Müslüman hükümdarları Babürlülere tarafından inşa edilmiştir. Hindistan'ın Agra şehrinde bulunan yapı, Babürlülerin en harika mimari mirasıdır. Şah Cihan tarafından vefat eden eşi Mumtaz Mahal'ın anısına yaptırdığı Tac Mahal, belki de dünya üzerinde bulunan en ünlü anıt mezardır. Tac Mahal, 1632-1653 yılları arasında 22 yıllık bir sürede, 20.000 kişi tarafından inşa edilmiştir. Beyaz mermer yapı, birbirine çok benzeyen dört cepheden oluşur ve her cephede 33 metre yüksekliğinde büyük bir merkez kemer bulunur.
Tac Mahal'in en ihtişamlı bölümü, merkez kubbedir. Bu kubbenin yüksekliği 73 metrenin üzerindedir. Diğer mega yapılar da, bu yapılarla birlikte anılan birer mimar vardır. Örneğin, Londra'daki St. Paul Katedrali'nde projenin mimarı Sir Christopher Wren'dir. Tac Mahal'de ise bilinen bir mimar yoktur. İnşaatla ilgili bazı belgelerde, dönemin ünlü bir mimari olan Üstad İsa bu projede çalışmıştır. Ancak, tarihçilerin çoğu, Tac Mahal'in Şah Cihan'ın eşinin anısına yapılmasından dolayı, Şah'ın bu yapının tasarımına ve inşasına önemli katkıları olduğunu ileri sürerler.
Çin'den Hindistan'a, İngiltere'den Peru'ya, mimariyi etkileyen ve yeni inşa yöntemlerine esin kaynağı olan diğer antik yapıları inceledik.
Antik Mega Yapılar programında yer alan Angkor Wat, Maçu Piçu ve Londra'daki St Paul Katedrali gibi bina ve anıtlar şüphesiz birer başyapıt ve mimari harikadır. Ancak, bu tanınmış yapılar, antik dünyanın tek mega yapıtları değildir.
Lincoln Katedrali, İngiltere
Lincoln Katedrali'nin bulunduğu bölgede yer alan bölgedeki katedrallerde 1072 yılından beri tadilatlar yapılmaktaydı. Ancak, bu Katedral'de yeniden inşa çalışmaları 1192 yılına kadar başlamamıştır. Bu çalışmalar da ancak çıkan bir yangının ve meydana gelen bir depremin bölgede bulunan en eski katedral yapısına zarar vermesinin ardından başlamıştır. Bugün Lincoln'de bulunan katedral, Avrupa'da ortaçağa ait en iyi Gotik mimari örneğidir. Bugün bile, katedral binası ufuk hattının büyük bir kısmında egemenlik sürmektedir.
Aradan geçen yüzyıllar boyunca yapılan geniş çaplı inşa çalışmalarının ardından, Katedral'in merkez kulesi bugünkü yüksekliğine 1307-1311 yılları arasında ulaşmıştır. Bu tarihten kısa bir süre sonra,1370-1400 yılları arasında batı kuleleri yükseltilerek, Katedral Ortaçağ'ın en yüksek yapısı halini almıştır. Bu unvanını,1549 yılında katedralin merkezde bulunan en yüksek çan kulesinin kuvvetli rüzgârlarca devrilmesine kadar korumuştur.
Masada, İsrail
Masada, İsrail'in Ölü Deniz (Lut Gölü) bölgesinde bulunan önemli bir tarihi alandır ve Yahudi Krallığı'nın Roma İmparatorluğu karşısında duran son kalesini temsil eder. Masada'da M.Ö. 2. yüzyıldan kalma bir kalenin olduğuna inanılıyordu. Ancak, Masada'da bulunan kale M.Ö. 37 ve 31 yılları arasında Kral Herod tarafından yeniden inşa edilmiştir. Bu yapı, antik dönem mimarları ve işçileri için büyüleyici bir mühendislik projesi olmuştur. Çünkü Masada deniz seviyesinden 400 metre yükseklikte olan ve yan kısımları aşırı dik olan devasa bir kaya parçasının üzerine inşa edilmiş. Ancak, Herod'un inşa ettirdiği bu kale basit bir yapı değil. Kale kompleksi, çok sayıda kuleden, savunma amaçlı duvarlardan, birkaç saraydan, sarnıçlardan ve bir hamamdan oluşan ve geniş bir alana yayılmış bir yapıdır. Bu güçlü savunma özelliklerine ve sahip olduğu stratejik pozisyona rağmen, Masada Herod'un ölümün uzun bir süre sonra Roma ordusu tarafından kuşatılmış ve M.S. 73 yılında ele geçirilmiştir. İlginç bir şekilde arkeologlar, hala Masada'nın çevresinde bulunan kamplarını ve savunma tesislerini, dünyadaki en iyi korunmuş ve Roma kuşatmalarından zarar görmemiş eserler olarak kabul ederler.
Davul Kulesi, Beijing, Çin
Eski Beijing'de bulunan Davul Kulesi (Drum Tower) ilk defa 13. yüzyılda inşa edildi. Ancak, yüzyıllar boyunca süren değişikliklerin ardından, kule 1420 yılında Kraliyet Sarayı ile birlikte yeniden inşa edildi. Davul Kulesi, 46.7 metre yüksekliğindedir ve taş ve tuğladan inşa edilmiş dört metre yüksekliğinde bir taban üzerine inşa edilmiştir. İki katlı kule, aslında tahtadan inşa edilmiştir. Davul Kulesi'nde uçları yukarı doğru kıvrılmış, üç katmandan oluşan saçaklar vardır ve yeşil ve gri kiremitlerle döşenmiştir. Davul Kulesi'nin büyük ölçüde kullanıldığı yıllarda, kulede bulunan davulların sayısı 25'e kadar çıkardı; ana davul ise ikinci katta yer alırdı. Bu kule, zamanı bildirmek için yakın çevresinde bulunan Çan Kulesi (Bell Tower) ile birlikte kullanılırdı. Bugün ise, binanın ikinci katında büyük bir davul derisi bulunmaktadır. Davul Kulesi, Yuan, Ming ve Qing hanedanlarının uyguladıkları stilleri taşıyan, Çin mimarisinin iyi birer örneğidir.
Kırmızı Kale Kompleksi, Hindistan
UNESCO'nun dünya kültür mirası sit alanlarından biri olan Kırmızı Kale Kompleksi, adını kendini çevreleyen, kırmızı kumtaşından yapılmış, görkemli duvarlardan alır. Kompleks, Yeni Delhi'de bulunur. Bu yapı, 1638-1648 yılları arasından Moğol imparatoru Şah Cihan için saray kalesi olarak inşa edilmiştir. İslam, Pers, Timur ve Hint mimarisinin etkilerinin bir karışımını içeren kale, birçok Asya mimari tekniğinin kusursuz bir bileşiminden oluşan benzersiz bir yapıdır. Kırmızı Kale'nin yapımında kullanılan tasarım ve inşa yöntemleri, küçük bir kıta görünümüne sahip olan Hindistan'daki birçok binada kullanılmıştır.
Arequipa, Peru
Peru'nun en büyük ikinci şehri olan Arequipa'nın eski şehir merkezi, mimari açıdan farklı kültürlerin ve etkilerin birbirine karıştığı medeniyetlerin buluştuğu bir noktadır. Şehir, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Sit Alanlarından da biridir. Tek bir yapı veya binadan oluşmayan bu tarihi şehir merkezi, İspanyolların 1540 yılında bu bölgeye yerleşmelerinden sonra inşa edilmiştir. Barok etkiye sahip İspanyol bina tarzının en iyi özelliklerinin, Peru'nun doğal insanlarının geleneksel bina tarzıyla karışmasıyla oluşan bu tarihi şehir merkezi, on altıncı yüzyılda Yeni Dünya'ya hâkim olan mimari etkilerin anlaşılması için etkileyici bir sunuma sahiptir.
Gladyatörlerin ölümüne dövüştükleri Antik Roma'da bulunan Colosseum binasının etkileyic...
(00:57)